Yıldırım Bayezid – Yükselişin Zirvesi ve Ani Düşüş (1389–1402)
Yıldırım Bayezid Portresi
Babası I. Murad’ın Kosova Meydanı’nda şehit düşmesinin ardından Osmanlı tahtına geçen Yıldırım Bayezid, adını savaşlardaki hızı ve ataklığıyla kısa sürede hak etti. Henüz genç bir hükümdar olmasına rağmen, idari tecrübesi ve askerî cesareti sayesinde Osmanlı Devleti'ni sadece Balkanlar’da değil, Anadolu’da da büyük bir güç hâline getirdi. Ancak onun döneminde Osmanlı’nın yükselişi ne kadar hızlı olduysa, yaşanan kırılma da o kadar sarsıcıydı.
Tahta çıkar çıkmaz karşı karşıya kaldığı ilk sorun, Balkanlarda Osmanlı’ya direnen beylik ve krallıklardı. Sırplar, Kosova yenilgisine rağmen yeniden toparlanma eğilimindeydi. Yıldırım, babasının çizdiği politikayı sürdürerek Balkanlar’daki Osmanlı varlığını kalıcı hale getirme çabasına girişti. Sırbistan’ı yeniden Osmanlı’ya bağladı, Arnavutluk üzerine seferler düzenledi. Öyle ki bu dönemde Bosna, Makedonya, Bulgaristan gibi bölgeler Osmanlı egemenliği altına girdi veya vergiye bağlandı.
Balkanlar’da bu denli genişlemenin ardından, Yıldırım Bayezid dikkatini Anadolu’ya çevirdi. Çünkü Anadolu’da birçok eski beylik hâlen bağımsız bir biçimde varlığını sürdürüyordu. Bayezid, bu beyliklerin varlığını merkezi otorite için tehdit olarak görüyordu. Bu nedenle Aydın, Saruhan, Germiyan, Menteşe, Hamid, Karaman gibi Anadolu beyliklerini birer birer Osmanlı topraklarına kattı. Bu süreç tarih kitaplarında "Anadolu Türk birliğini sağlama çabası" olarak tanımlanır.
Yıldırım Bayezid, sadece askerî fetihlerle değil, idarî yapılarla da ilgilenmiştir. Anadolu’da "Anadolu Beylerbeyliği" adıyla ikinci büyük eyalet sistemini kurmuş, bu sayede doğudaki topraklar da düzenli bir şekilde Osmanlı yönetimi altına alınmıştır. Ayrıca ilk büyük Osmanlı imar projelerinden biri olan Bursa’daki Ulu Cami’yi yaptırarak, Osmanlı'nın hem siyasi hem de kültürel kimliğini güçlendirmiştir.
Ancak onun hükümdarlığına damgasını vuran en önemli olay, kuşkusuz 1396 Niğbolu Savaşıdır. Macar Krallığı öncülüğünde toplanan büyük bir Haçlı ordusu, Osmanlı’yı Balkanlar’dan atmak amacıyla sefere çıktı. Bayezid bu büyük orduyu Niğbolu Kalesi önünde büyük bir zaferle yendi. Bu savaş, Batı’da Osmanlı korkusunun artmasına ve Osmanlı’nın Avrupa’da ciddiye alınan bir güç hâline gelmesine yol açtı. Bu zaferin ardından Abbasi halifesi tarafından Bayezid’e "Sultan-ı İklim-i Rûm" (Anadolu’nun Sultanı) unvanı verildi. Bu unvan, Osmanlı’nın İslam dünyasındaki prestijini artırdı.
Ancak aynı dönem, Osmanlı tarihinin ilk büyük kırılmasına da sahne olacaktı. Yıldırım Bayezid’in hızlı ilerleyişi, doğuda büyüyen başka bir güçle çakıştı: Timur (Tamerlane). Orta Asya’dan başlayarak İran ve Irak’a kadar ulaşan Timur, Anadolu’daki gelişmeleri tehdit olarak algılıyordu. Özellikle Yıldırım’ın eski Anadolu beyliklerini Osmanlı’ya katması, Timur’un bu beyliklerle kurduğu ilişkileri zedeledi.
Bu iki liderin yolları, 1402 yılında Ankara Ovası’nda kesişti. Ankara Savaşı, Osmanlı tarihinin en sarsıcı olaylarından biri oldu. Bayezid, hem Anadolu’daki birlikten yeni olmuş hem de doğrudan savaşmayı tercih etmişti. Ancak Timur’un ordusu sayıca daha fazlaydı ve savaşta Osmanlı ordusundaki bazı Anadolu beylerinin ihaneti de etkili oldu. Sonuçta Yıldırım Bayezid, savaşta mağlup oldu ve esir düştü.
Bu mağlubiyet, Osmanlı’yı durdurmakla kalmadı; neredeyse yıkılmanın eşiğine getirdi. Bayezid’in esareti sırasında oğulları arasında başlayan taht kavgaları, yaklaşık 11 yıl sürecek olan Fetret Devri’ni başlattı. Bu dönem, Osmanlı için bir ara dönem, bir tür iç savaş anlamına geliyordu.